marv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2012 Çarşamba

29- Time To Go





Günlerim dengesiz geçiyordu. Bağışlandığım için sevinmek ve başkasıyla yattığı için üzülmek arasında bir yerlerde gidip geliyordum sürekli. Biss sürekli yanımdaydı, bir sürü şeyle kafamı dağıtmaya uğraşıyorduk ama haliyle tam bir denge kuramıyordum ne olursa olsun.

Sonra aylarca beklediğimiz zaman geldi. Festival ve tatil..

Festival Zeytinli'deydi. Marv zaten yaz dolayısıyla oralarda olduğundan, direkt orada buluşacaktık. Benim yolum biraz uzundu. İki durak halinde gitmeye karar vermiştim. Ki çok fazla ortak arkadaşımız olacaktı festivalde. Ben de önce Çanakkale'ye, Tim ve Bruce'un yanına gidecek, geceyi orada geçirip sabah onlarla beraber Zeytinli'ye doğru yola çıkacaktım. Bu beni deli gibi heyecanlandırıyordu. Araya giren bir ayrılıktan sonra tekrar Marv'a sarılacaktım. Artık kıymetini biliyordum ve bu harika olacaktı..

Yolculuktan günler önce hazırlanmaya başladım. Yeni elbiseler, bikiniler, ağda, saç baş, sürekli içeriğini değiştidiğim valizim ve sonunda yolculuk günü..

Otobüse atlatım. Uyuyarak geçirdiğim bir yolculuktan sonra Çanakkale'deydim. Cayır cayır bir sıcak, efsane bir nem.. Yine de sevincimden söylenmiyordum bile, sabah Marv'a kavuşacaktım, başka hiçbir şeyin önemi yoktu. Tim beni otogardan aldı. Bruce'un evine gittik. Pizza yiyip bir şeyler izledik. Birer cigara sardılar sonra.  Bana uzatıldığında kafamı iki yana sallayıp teşekkür ettim. Marv'ın bu konuda da yeni kuralları vardı ve çiğnemeyecektim. Onları güzel kafalarıyla başbaşa bırakıp uyumak üzere bana verilen odaya gittim.

Yola çıkmadan bir saat önce Tim tarafından uyandırıldım. Kahvaltı hazırlamışlardı. Biraz atıştırıp üzerimizi değiştirdik ve bizi bekleyen araca doğru yola çıktık. Festivale giden gençlerin kaldırdığı bir araçtı, herkes benzer kafalardaydı yani. Güle oynaya geçti o sebeple seyahatimiz.

Ve Zeytinli'ye vardık. Marv arayıp festival alanının kapısında beni beklediğini söyledi.

Midemdeki kelebekler, delirmiş gibiydi...

vicy

4 Mart 2012 Pazar

26 - Can't Fool You




Yurda döndükten sonra Marv ile hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya devam ettim. Earl ile aramda olan şeyden söz etmemiştim, o da her zamanki gibi muhabbetimize devam ediyordu. Son sınavları da atlatmıştım ve ailemin yanına dönmem gerekiyordu. Yurt defteri kapanıyordu, en azından buna seviniyordum. Tatil için Marv ile bir yerlere gider, yazın tadını çıkartır, okul dönemi geldiğinde de ailemi ikna edip bir ev tutarım diye düşünüyordum. Birkaç günüm eşya toparlamakla geçti. O küçücük odaya zarla zorla sığdırdığım o kadar çok şey vardı ki. Valizler doldu taştı. Karton kutular bulup tek tek doldurdum. İki cümle ile yazmak kolay, ama tek başıma şunlarla uğraşmak beni delirtiyordu. Sürekli stres altındaydım. En sonunda bütün eşyaları toparladım, biletimi aldım. Bir kısmını taksiyle kargo şubesine kadar taşıyıp direkt ailemin adresine postaladım. Geri kalanıyla da canım çıkarak otogara kadar gidip, otobüsüme yerleştim. En azından zor kısmı bitmişti. Gözlerimi kapatıp yolculuğu uyku ile geçirdim. Uyandığımda sonunda büyüdüğüm şehirdeydim.

İlk günler çok coşkulu geçti. Ailemle uzun süredir görüşememiştik ve evde olmak iyi hissettiriyordu. Birkaç gün internete girmedim, telefonu elime pek almadım. Marv da ailemle özleştiğimizi düşünebiliyor olsa gerek ki beni meşgul etmiyordu. Zaten bir ay sonra Zeytinli Rock Festivaline gidecektik beraber, oradan başka bir yerlere, yani kavuşmamız çok da uzak değildi.

Üç-dört gün sonra internete girdim. Marv da online idi. Muhabbete başladık. Ama biraz soğuk gibiydi, sanki söylemek istediği bir şeyler vardı ama söyleyemiyordu. Sonunda bir sorunu olup olmadığını sordum.

"Sadece evet ya da hayır diye cevap ver, beni Earl ile aldattın mı?"

Dondum kaldım. Bu diyalogu hiçbir zaman yaşamaycağımızı düşünüyordum ve yanılmıştım. Suratımı, kollarım, telaştan yanıyordu. Marv'a doğruyu söyleyecek cesaretim yoktu. Ama bir cevap bekliyordu, her şey berbat olmak üzereydi. O an küçük beynim bana verilebilecek en kötü tavsiyeyi verdi: İnkar et, üste çık!

Karşı koyamadım.

"Sen ne dediğinin farkında mısın ya? Beni nasıl bir şeyle suçladığına bir bak! Yazıklar olsun Marv, geçirdiğimiz onca aya yazıklar olsun!"

Cevap hızlı geldi.

"Ben cevabımı aldım Victoria."

Konuşmadan çıktı. Bilgisayarın başında öylece kalakaldım. Tenim kavruluyordu. Telaş geçmiyordu. Berbat hissediyordum. Birkaç mesaj attım, umurunda olmasa gerek ki cevap gelmedi. Yatağa geçtim. Uyku da beni yok sayıyordu, bir süre yattığım yerde döndüm dolandım. Olmadı. Uyanıp sabaha kadar en yakın kız arkadaşlarımla durumu tartıştık. Yapacak bir şey yoktu, olan olmuştu.

Ya Marv beni affedecekti ya da onsuz yaşamaya başlama ihtimalim oldukça yüksekti. Bu ihtimali ilk defa düşünmüştüm çok uzun zamandır ve canım tahmin ettiğimden çok daha fazla yanmıştı.

Keşke hiçbir şey böyle olmasaydı.






Victoria

21 Şubat 2012 Salı

25 - Earl and Kisses







Çekimden önceki gün, Marv ile anlamsız bir kavga ettik telefonda. Üzerinden geçen yılların da etkisiyle şu an sebebini anımsamıyorum bile. Tek hatırladığım, Marv'ın hiç alışık olmadığım bir şekilde bana kendimi çok değersiz hissettirmiş olduğu. Üstelik herhangi bir şekilde gönlümü de almamıştı. Geceye kadar huzursuz şekilde bir özür bekledim. Boşunaydı. Ertesi sabah çekime giderken çantamda kostümler, ayakkabılar ve makyaj malzemelerinin yanında, kalp kırıklığım da vardı.


Modellik yapacağım kişi Earl, benim yaşlarımdaydı. Ailesiyle yaşıyordu. Önceden de belirttiği gibi çekimler evinde gerçekleşecekti. Beni yakınlarda bir duraktan aldı, eve beraber yürüdük. Annesiyle biraz muhabbet edip tanışma fasıllarını geçtikten sonra, sıra çekimdeydi. İlk kıyafetleri giyip makyajımı ve saçımı gerekli şekilde ayarladıktan sonra kameranın karşısındaki yerimi aldım. Birkaç saatte bir mola veriyor, çekilenlere bakıyor, bir şeyler içip yeni bir konsept ile çekime dönüyorduk. Her molada gözüm telefondaydı. Marv'ın pek umurundaymışım gibi gözükmüyordu. Boşvermeye çalışıp kendimi çekime odakladım. Tasarlanan konseptler bittiğinde Earl beraber poz vermeyi önerdi. Eğlenceli bir teklifti, üstelik güzel pozlar yakalayabilirdik. Birçok poz verdik. Makineyi ayarlayıp yanıma geçiyordu, birkaç saniye sonra otomatik olarak fotoğrafı çekiyordu makine ve her seferinde bunu tekrarlaması gerekiyordu. Eğleniyorduk, bazı pozlarımız son derece komikti. Bazı pozlarda ise oldukça yakın duruyor ve çekici bakışlarla bambaşka bir hava veriyorduk. Ancak bu gitgide zorlaşıyordu. Zira fotoğraf çekilene kadar saniyelerce çok yakın durmak, tahrik ediyordu bir süre sonra insanı ister istemez. İkimiz de zorlanıyorduk, belliydi daha az gülüp daha çok kasılmamızdan. Ve bir yerden sonra halat koptu. Gözlerinin içine baktığım bir pozdu, son derece yakındık, ve kameradan önce o hareket etti, dudaklarımız birleşti.


Birkaç saniye öpüştükten sonra kendimizi çekyatın üzerinde bulduk. Bedenim çok istiyordu ancak kendime gelişim çok çabuk oldu. Ellerini vücudumdan çekip bunun olmaması gerektiğini söyledim. Sessizce kabullendi. Bu olmamış gibi çekime sadece benim modelliğimle devam ettik. Saat geç olduğunda ise Earl odasını bana verip başka bir odada uyumaya çekildi.

Saatlerce döndüm durdum yatakta. Sadakat konusunda çok başarılı biri değildim hiçbir zaman. Ama Marv'a bunu yapmış olmak içimde bir şeyleri rahatsız ediyordu. Bu düşüncelerle boğuşurken uyudum kaldım. Ne de olsa hiçbir zaman haberi olmayacaktı, değil mi?
...

Victoria


11 Şubat 2012 Cumartesi

23 - Boooo-ring





O berbat geceden sonra iyice yurda kapandım. Marv önce haklı olarak bir güzel kızdı, sonraysa yanımda olduğu hissini yitirmemem için şefkatli tavrına geri döndü. Sık sık telefon ediyor, mesaj atıyordu. Arada okula gidiyor, genelde odamda kendimi kitaplara ve internete teslim ediyordum. Aylar böyle geçti. Sıradan, huzursuz, sıkıcı... Arada Kocaeli'ne gidip Marv'da kalıyor, hasret gideriyordum. Arada o geliyor, İstanbul'da zaman geçiriyorduk. Maddiyatı zamanla toparladım. Aldığım borçları ödedim. Kendime yeniden yetmeye başladım. Odada da değişen bir şey yoktu. Bazen Şebnem'le laflıyorduk. Esra'yla nadiren muhabbet ediyorduk ama samimiyetine artık inanmadığımdan pozitif duygular beslemiyordum. Bir şekilde zaman geçiyordu, dümdüz, ezberlenmiş bir halde...




Victoria

26 Ocak 2012 Perşembe

18 - Motivation






Marv'a sarıldığımda birkaç dakika öylece kaldım. Uykusuzluk, sabah sabah patlayan o bomba, açlık, mutsuzluk, şok... Hepsi omzularımdan bastırıyordu sanki. Bacaklarım güçsüz, gözlerim şiş, zihnim karman çorman halde kendimi kollarına bıraktım dakikalarca. Bir süre sonra, "Hadi." dedi, "Önce bir şeyler yiyelim."



Bir yere oturup kahvaltı ettik. Ard arda sigaralar yakıp olup biteni anlattım. Elleri ellerimi kavradığında, her şeyin üzerinden gelebileceğimi hissettirdi bana. Hiç değilse Marv vardı, şanslıydım. 


Kahvaltının ardından Sultanahmete doğru yürüdük. Sadece bir süre tüm olup bitenlerden uzaklaştırmak istiyordu beni ve zihnimi. Havuzun kenarındaki bir banka yerleştik. Arada rüzgarın sırtına atlayıp yüzümüze geliyordu damlalar, gülüyorduk. Yerdeki su birikintilerinde serçeler banyo yapıyordu, bizden birkaç karış uzaklıkta. Mutluyduk. Üzerinden geçen yıllara rağmen, o anı ve üzerimdeki rahatlatıcı etkisini hala dünmüş gibi hissedebiliyor, hatırlayabiliyorum...


Ancak gerçeklerden, hayattan temelli kaçmanın bir yolu yoktu. Yurda dönmek ve işleri halletmek zorundaydım. 


Marv'a sıkıca sarılıp mümkün olduğunca güç topladım ve yurda döndüm.

Az zamana sığdırmam gereken, çok işim vardı.





...


Victoria

17 - The Colluders





Ailem bu fikirden hoşlanmadı haliyle. Babam duruma el attı, bir doktordan iki haftalık rapor ayarladık ve ailemin yanına gittim. Bir süre uzak kalırsam iyi gelir diye düşünüyorlardı. Onların ilgisi ve Marv'ın sürekli aramalarıyla birazcık güç topladım. Kaldığım yerden devam etmek üzere İstanbul'a döndüm. 


Bir hafta kadar yine pek muhattap olmadan yaşadık aynı odada. Marv İstanbul'a bir arkadaşında kalmaya gelmişti ve gündüzleri onu görüyor, yurda geç dönüyordum.Kızlar da arada bir hal hatır sormaya filan başladılar ki, şaşırttılar beni.


O sabaha kadar.

Sabah altı gibi uyudum. Dokuz gibi temizlikçi abla tarafından uyandırıldım.

- Canım müdür seni görmek istiyor.
- Tamam abla uyanınca inerim ben yanına.
- Uyuyorsa da uyansın gelsin dedi.

Bu işte bir gariplik vardı. Kaldığım yer özel bir yurttu ve kimse durduk yere sizi uykunuzdan uyandırmazdı. Zaten para mevzusu dışında pek çağırılmazdınız da, ekstrem bir durum yoksa.

Tek gözüm kapalı müdürün yanına gittim.

- Victoria gel bakalım otur şöyle.

Adamdan hoşlanmıyordum genel olarak. Tavırları çok itici ve yapay geliyordu. Dediğini yapıp karşısına oturdum. Konuşmaya başladı.

- Nasılsın iyi misin?
- Uykumdan uyandırdınız, nasıl olduğumu sormak için mi? Lütfen konu neyse konuşalım bir an önce.
- Hehe.. Peki canım kızma hemen öyle. Şimdi, seni severiz bilirsin. Bugüne kadar da pek bir sıkıntı yaşamadık seninle yurtta. Ama işler biraz değişti aldığımız bir şikayetle...
- Ne şikayeti?
- Canım şimdi isim veremem amma, birkaç arkadaşın geldi bu sabah. Senin için çok endişelilerdi. Bütün gün ağlıyor, bağırıyor, herkesin canına okuyormuşsun. Senden çok korkuyormuş herkes. Tüm bunların sebebi de... nasıl denir bilmiyorum ama.. bağımlıymışsın Vicy. Ailen biliyor mu uyuşturucu kullandığını? Ne zamandır kullanıyorsun? Bak biz hepimiz seni severiz, yargılamıyorum yardımcı olmak için soruyorum. Arkadaşların nasıl üzülmüş senin için görsen. 



Oturduğum yerde sinirimden ağlıyor, tepki bile veremiyordum duyduklarım karşısında.

- Aa ağlamakla olmaz ama. Git bi' yüzünü yıka gel hadi.

Kapıyı çarpıp yukarı çıktım. Dakikalarca suratıma su çarpıp bunun gerçek olamayacağını tekrarladım kendi kendime. Odamda bir sigara içtim. Bu kadar orospu çocuğu olmalarının imkanı var mıydı cidden? Cidden odada sadece ikisi yaşamak için bana bu denli büyük bir oyun oynayabilirler miydi? Sabahın köründe ikisinin de odada olmayışından da anlaşılıyordu ki, evet. Cidden kaçıyorlardı, zira bu boku yemişlerdi. Müdür olacak pezevengin yanına indim.



- Heh şöyle. Yıkamışsın yüzünü de mis gibi aferin. Şimdi anlat bakalım nedir sıkıntın?
- Birincisi, bana yardım etmekten filan söz ediyorsunuz ama alakası bile yok. Duyduğunuza gayet inanmışsınız ve onu gerçek sayıp üzerinden yol alıyorsunuz. Bana sormuyorsunuz bile ne olup bittiğini. O kadar eminseniz beraber bir hastahaneye gidelim, ne şekilde kanıtlanıyorsa yapılsın gereken tüm testler. Bir yandan da odamı arayın isterseniz. Ama sonra karşıma geçip yüzüme bakarak özür dileyebilecek misiniz?

- Ya şimdi Victoria'cım, böyle agresifleşmeye gerek yok ki...
- Lütfen susun. Agresifleştiğim filan yok. Pelin ve Selin'in bunu yapmasından çok sizin tavrınıza şaşırdım zaten. Hiç inkar etmeyin, bunu yapanın onlar olduğunu adım gibi biliyorum. Hatta durun tahmin edeyim, eminim bu gece ikisi de evci çıkmıştır değil mi? Yüzleşmeyelim olay tazeyken diye, onlar gelene kadar giderim diye. Bana yaptığınız bu muamele çok iğrenç. Bugüne kadar hiçbir sıkıntı bile yaşamamışken, inanmayı tercih ettiğiniz şey.. Ama gerçekten bunun için savaşmayacağım bile. Yarın ayrılıyorum buradan. Herkes de ne hali varsa görsün.



Odama çıktım, katıla katıla ağlamaya başladım sinirimden. Kapı açıldığında yatağımda hıçkırmakla meşguldum sarsıla sarsıla. Gelen Hande idi. Üst katta kalıyordu, aynı sınıftaydık. Çok sevdiğim, çok iyi niyetli bir arkadaştı. Beni o halde görünce şaşkınlıkla yanıma koştu. Olup biteni anlattım. 


- Derhal yüzünü yıkıyorsun, kalk kalk kalk! Kahvaltı ettin mi?
- Hande şu durumda ne ara kahvaltı etmiş olabilirim?
- Tamam git yüzünü yıka sonra da giyinmeye başla. Marv İstanbul'daydı değil mi bu ara?
- Bugün dönecekti. Dönmüş olabilir. 



Yüzümü yıkadım, eşofmanları çıkarıp bir kot bir bluz geçirdim üstüme.

- Marv on dakika sonra yurdun önünde olacak ve beraber kahvaltı edeceksiniz. Biraz kafan dağılmalı. Sonra dönersin yurda ve ne yapacağımıza karar veririz, tamam mı?

Kabul ettim. Marv'a sarılsam, yükün yarısı kalkardı üstümden. Biliyordum.

Çantamı alıp aşağı indim...

...

Victoria










12 Ocak 2012 Perşembe

14 - Finally, Tranquillity





Bir süre her şey bu rutinde gitti. Pelin avut, Pelin besle, diğer kızları odadan uzak tut.. Zamanla zaten kendine geldi, toparlandı, Kemalettin'le ilişkisine devam etti. Ama bu yükümün hafiflediği anlamına gelmiyordu zira bu defa da sınavlar vardı sırada.. Gece gündüz çalışmaca, son ana bırakılan ödevleri yetiştirmece, uykusuz uykusuz sınava gidip yurda döner dönmez yatağa atlamaca...


Marv'a gelince, her şey yolundaydı. Zaten aksi mümkün değildi zira ilk günden beri tek gayesi beni mutlu kılmaktı. Sık sık İstanbul'a geliyordu, hafta sonlarını beraber geçirirdik çoğu zaman. Kadıköy'de oluyorduk sıkça. Vapurdan indiğim gibi kucaklıyordu beni. Hemen hemen hep aç olduğumuzdan, kahvaltı peşine düşüyorduk önce. Rexx büfe oluyordu genelde durağımız. 


"İki kaşarlı tost, iki de portakal suyu!"


Sonra alışveriş, kafeler, barlar, sahaflar, Moda'da bizi bekleyen kayalar... Güzeldik. Başka bir tarifi yoktu bunun. 


Sınavlar geldi geçti, Marv geldi gitti, ben ailemi - Marv'ı ziyaret ettim birkaç defa...

Sanırım hayatım bir düzene kavuşmuştu sonunda...



..

Victoria

28 Aralık 2011 Çarşamba

10 - New Year, New Lover



Olup biten her şey çok yorucu olmaya başlamıştı. Hızlı yaşıyordum. Zamanımı saçma sapan insanlarla dolduruyordum sıkça. Üstelik artık eğlenceli bile değildi. Belki de biraz durulmak için, yeni bir başlangıç gerekliydi.

Temiz bir sayfa istiyorsam, yol arkadaşım temiz biri olmalıydı. İyi kalpli, huzur veren, beni seven.

Marv.

Olup bitenlerin çoğundan haberi yoktu. Gizleme çabası değil, sadece onunla yaptığım muhabbetleri bunlarla doldurmak istemiyordum. Benim için eğlenceli, günün yorgunluğunu attığım süreçlerdi Marv ile muhabbet ettiğim anlar. Ve sanırım artık hayatımın daha büyük bir parçası olmasını istiyordum. Aniden iyi niyetli, beyaz kanatlı bir meleğe dönüştüğüm sanılmasın. Aşkına pratikte karşılık vermek, bencilce bir hamleden başka bir şey değildi aslında. Ki bunu dile getiriş biçimim de bunun apaçık bir kanıtıydı.

"Marv, bak ne diyeceğim. Belki de biraz da senin yolunu deneyebiliriz. Sevgilin olmaya karar verdim. Ancak büyük hayallere kapılma. Tahminimce bu birkaç ay sürecektir en fazla ve kendimi sana adayacağım anlamına da gelmiyor."

27 Aralık 2007, Marv ile bir ilişkiye başladığımız gün oldu. Hiçbir şeyin nasıl gideceği belli değildi. Ama iyi bir fikir gibi gelmişti.

Bu gelişme ile beraber bana yine Kocaeli yolları göründü. Trenden indiğimde Marv dakikalarca kucakladı beni. Aramızdaki otuz santimlik fark sayesinde ayaklarımın yerle hiçbir bağı olmayan bu kucaklamalar, Marv'ın sevgisini en net gördüğüm anlardandır.



Beni mutlu etmek için elinden geleni yaptı bu ziyaretimde Marv, her zamankinden bile fazla. Kocaman bir kestaneli pasta, kırmızı şarap, pudra şekeri ve koca bir kase dolusu çilek, onlarca mum, enfes bir hediye... 2008'i bu şekilde karşıladık Marv'ın evinde. 2008'e dudak dudağa girdik. Koynunda uykuya dalmayı beklerken, ne zamandır ihtiyacım olanın bu olduğunu hissettim tüm kalbimle.

Belki de yeni yıl, bambaşka geçebilirdi bu sayede.

...

Victoria

26 Aralık 2011 Pazartesi

8 - Bir Yeni Mesajiniz Var!







Marv ile dolu dolu geçen iki günü detaylandırmadan tanımlayacağım, çok ama çok keyifliydi. Sabah yatağa getirdiği kahvaltılar, izlediğimiz filmler, bolca öpücük, bolca kahkaha.


Yurda döndüğümde bunları anı anına dinlemek için can atan bir kız grubuyla karşılaşmam şaşırtıcı değildi. Ben anlattıkça onlar çıldırdı keyiften. Marv ile sevgili olmak zorundaydım, bu adamı kaçıramazdım, heyetin kararı bu yöndeydi. "Bekleyelim görelim kızlar"dan başka bir savunma bulamadım. Bu onları bir süre oyalamaya, beni de düşünmeye yetecek zamanı sağlardı.


Bu esnada yurtta olup bitenler de enteresandı. Selin açıldıkça açılıyordu. Eski öğretmeniyle aktif bir seks hayatı vardı, bir yandan da çocukluk aşkıyla mesajlaşmaya başlamış, heyecandan etekleri zil çalarak dolanıyordu bütün gün. Bir kadın olarak özgürlüğünü eline almasının bu şekilde yaşamak anlamına gelmediğini anlatmak faydasız olacaktı. Kendi hayatı hakkında kendi kararlarını kendi versin istedim sanırım, ya da uğraşmaya değer görmedim, bilmiyorum. Eleştirilerimi kendime sakladım.


Pelin ise sayısız kahve seansından sonra kimle beraber olacağına karar vermişti. Kemalettin'e kapağı atmanın onu iyi bir yere taşıyacağına emindi. Adam bizden 8-10 yaş büyüktü. Çok zengindi. Evindeki her obje sipariş üzerine yapılmış, özel imalattı ve bunları anlatırken Pelin kendinden geçiyordu. Hayalindeki iş adamını bulmuştu. Ve bu Pelin'i alışık olmadığımız bir formatta izlememizin yolunu açtı. Yurtta erkek gibi oturup, delikanlı kız jargonuyla muhabbet eden, o çok eğlenceli kız telefonda "Kemooşuğğm" hitabını ve tüm cümlelerini bebek sesiyle dile getirdikçe aklımı yitirecek gibi hissediyordum. Yurtta Anadolu içen hatun, Marlboro alıyordu Kemalettin'le buluşacağı günler. Her şey hastalıklı bir dizi setinde gelişiyordu sanki, ben de "Herkesin kendi hayatı." kanununa sırtımı dayayarak arkadaşlığımı sürdürüyordum. Haftalar böyle geçti. Selin'in hızlı seks hayatı, Pelin'in abartılı Barbie bebek tavırları, Marv'la internette ve telefonda süren sohbetlerimiz ve yaklaşan sınavlar...


Hala sevgili olma konusuna çok yanaşmıyordum. Her şey güzeldi ve Marv'la aramdaki şeyin arkadaşlıktan farklı olacağı belliydi. Ama bir ilişki içine girmek nedense çok cazip gelmiyordu. Kapılarımı kimseye kapatmak istemiyordum sanırım. Ama acelem yoktu, zaman her şeyi belirleyecekti zaten. Kendimi zorlamanın ne anlamı vardı ki? Hayat fena ilerlemiyordu. Marv uzağımdayken de benim için yaşıyordu. Sabah uyanmam gereken saate alarmını kurup, beni arayarak güzel cümlelerle uyandırıyor, ağzımdan çıkan her şeyi hayat gayesi belirliyor, beğendiğimi duyduğu ne varsa alıp yurda gönderiyor, kısacası beni mutlu etmek için yapabileceği her şeyi yapıyordu. Kızlarla da zaman fena geçmiyordu. Eğer üçümüz de yurttaysak, bolca gülüyor, dedikoduyla, bakımla, filmlerle zamanımızı eğlenceli kılıyorduk. Hiçbir şey olmadığında da bolca kitabım, müziğim ve internetim vardı zaten. Zaman bir şekilde doluyordu.


Bir akşam, odada tek başıma zaman öldürürken Facebook'da bir yeni mesaj bildirimi gördüm. Kim olduğunu görmek için mesaj kutumu açtığımda, şaşkınlıktan birkaç saniye ekrana bakakaldım kımıldamadan.


Yıllardır dergilerde çizimlerini gördüğüm, sayfalarını kurcaladığım çizer B.B.'dandı mesaj.

"Sıkıcı bir akşam değil mi?"





***


Victoria

25 Aralık 2011 Pazar

7 - The First Touch





Keşke hafızam tüm detayları anımsamama yetecek kadar kuvvetli olsaydı...

***

Marv ile evine gittiğimizde, olup biteni hızlıca anlattım. Önemsiz bir şeyi, geçiştirerek tarif edersiniz ya, aynen o şekilde. Sonra beraber film izlemece, muhabbet etmece, standart zaman doldurma aktiviteleri.



Ve her şeyi başlatan ilk dokunuş...



Ellerinin ne kadar şefkatli dokunduğunu anlatmamın bir yolu yok. Gözlerime baktığında, kalbinin içini görmeme izin veriyordu adeta ve dudakları bana korkarak dokunuyordu resmen. Ayaklarımda hissettim tutkulu öpüşlerini. Bacaklarım elleriyle ısındı. Tenlerimiz birbiri için yaratılmıştı ve tüm hislerim karma karışıktı.. Dakikalar sonra göğsüne başıma yaslayıp yatarken, neler hissettiğimi nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Farklıydı. İki küçük çocuktuk karanlık, soğuk bir sokakta kaybolmuş. Ve birbirimize sarıldığımızda ısınmak için, güneş ele geçirmişti sanki sokağı. Sanki ellerim sadece onun güzel sırtında, göğsünde, kollarında dolaşmak için vardı artık. O varken bana hiçbir şey olmayacağını hissettim. Ait olmam gereken yerin, onun yakınlarında bir yer olduğunu. Ne kadar güzel olduğunu göremiyordum o ana kadar, o an ise ne kadar güzel olduğunu yaşayarak fark ettiğim an olmuştu.


Ve her şey değişecekti. Bir şekilde görebiliyordum.

Bana anlattığı bir hikayeyi hatırladım. Kralına duyduğu sadakat için, itaat için bir adamın sergilediği dokunaklı bir olayı anlatıyordu hikaye. Kralı için çok şey ifade eden bir nesneyi, bir felaketten koruyabilmek için yardığı karnına yerleştiren bir adam... Ve hayatta sahip olmak istediği rolün bu olduğunu anlatmıştı. Duyduğu aşkı ve sevgiyi, elinden gelecek her tür fedakarlıkla taçlandırıp, hayatını adamak... Bunun ne kadar özel bir şey olduğunu nasıl fark edemediğime şaşırdım. İyice sokulup omzuna bir öpücük kondururken, beni her felaketten koruyacak dünya güzeli bir savaşçı bulduğumu biliyordum.






Victoria



23 Aralık 2011 Cuma

6 - Her Little Trick



"Marv, benim Victoria. Ufak bir sorunumuz var ve sen bana yardım edeceksin.

"Ne oldu? İyi misin? Neredesin?!!"

"Sakin ol. İyiyim. Ama buradan ayrılmam gerekiyor.Tam beş dakika sonra beni arayacaksın, mutlaka gelmem gerektiğini, isimlerini uyduracağın birkaç kız arkadaşımın sürpriz yapıp geldiğini, beni beklediğinizi söyleyip benim itirazlarıma ısrarla karşılık vererek ikna olmamı sağlayacaksın. Beş dakika sonra telefonunu bekliyorum. Öptüm."



Telefonu kapatıp içeri döndüm. 


"Ya çok acıktım. Gece uzun, bir şeyler mi atıştırsak?"


Suratındaki hayal kırıklığı ve anlamlandıramama karışımı ifadeyi örtbas etmeye çalışarak giyinmeye başladı. Üzerime elbiseyi geçirip salona indim.


"Ya da yemeği birazdan da yiyebiliriz, hadi kahve içelim."


Kettle hiçbir işimize yaramayacak olan suyu kaynatırken bir sigara yaktım. Jim'e salondaki koltuğa yayılıp saçma sapan şeyler anlatıyordum ki, telefonum çaldı.

"Efendim? İyidir Marv, senden naber? Jim'leyim bugün hayırdır? Ne? İnanmıyorum! Ciddi misin? Kim kim? Ahah, sözkonusu Hande olunca şaşırmamak lazım gerçi, toplamıştır bütün tayfayı gizli saklı, sürprizlerin kadını. Ama gelmem mümkün değil, yarın akşam yapsak? İkna edersin sen kızları? Ya cidden kalkıp gelemem şimdi, önceden planlamıştık bu akşam beraber zaman geçirmeyi Jim'le. Ya hayır hayır verme telefonu kızlara! Ya!!... Selam Hande. Üstün zamanlamandan dolayı kutluyorum seni, ama cidden gelmem çok zor, yarın dönmeseniz? Evet. Biliyorum. Biliyorum Hande farkındayım. Of... Tamam Marv'a söyle, yirmi dakika sonra beni Acısu'dan alsın. Görüşürüz."

Konuşmam boyunca saniye saniye suratı düşen Jim'e ıslak kedi yavrusu bakışlarımı yöneltip abartılı bir şekilde rolümü oynadım. Biraz bozuk attıktan sonra bir şeyin değişmeyeceğini fark etti ve giyinip evden çıktık. İşin içinde bir şeyler olduğunun farkındaydı, yapabileceği bir şey olmadığını da bildiği gibi.

Acısu'daki karşılaşma birkaç dakikalık bir gerginlik olarak özetlenebilir. Marv ile karşılaştığımızda Jim'e hızlıca sarılıp teşekkür ettim. Marv ile aramızda iki metre kadar bir mesafe vardı ve ikisi de bana değil, delici bakışlarla birbirlerine bakmaktaydılar. Koşturarak Marv'ın yanına gittim ve hızla ilerlemeye başladık.

Yeterince uzaklaştığımızda Marv yürümeyi kesip ciddi bir tonla sordu;


"Victoria, tam olarak neler oluyor?"

"Önemli bir şey yok, evde özetlerim. Karnım çok aç, evde yiyecek bir şeyler var mı?



***




Victoria

20 Aralık 2011 Salı

5 - Jim and the Big Fail




Cumartesi akşamını Marv ile Kadıköy'de ufak bir barda geçirdik. Sürekli beni güldürüp ne kadar güzel olduğumu söylemekle görevlendirilmiş gibiydi her saniyemizde. Ertesi gün Kadıköy'de buluşup beraberce Kocaeli'ne gitmek üzere anlaştık beni vapura bindirmeden önce. Vedalaşırken yine dakikalarca sarıldı, birkaç saniye içerisinde sıkıldığım halde kırılmasın diye sesimi çıkarmıyordum bu kucaklaşmaların hiçbirinde.

Pazar sabahı duştan çıkıp yarısı mavi, yarısı siyah saçlarımı fönledim. Bütün vücudumu parfümlü kremlerle ovalayıp, en çekici iç çamaşırlarımı seçtim. Siyah bir elbise giyip makyajımı tamamladığımda karşıya geçmeye hazırdım. Hazırladığım çantamı alıp, kızlara tek tek sarıldım. İdareye inip evci formunu doldurup Kadıköy'e doğru yollandım. Marv'la beraber Haydarpaşa'ya gidip biletlerimizi aldık. Yolculuğumuza birkaç saatimiz vardı. Marv bir arkadaşının kafesine gitmeyi önerdi. Marv'ın ağzından adı düşmeyen bir arkadaşı vardı, sanki idolü gibiydi. Benden on beş yaş büyük, Carl adında bir adam. -Ki Carl, bir süre sonra hikayemizin önemli kahramanlarından biri olacağı için, bu adı tekrar duyacağınızı belirtmek isterim.- Carl'ın bir dönem beraber olduğu, şimdiyse aile gibi oldukları bir de kız vardı, Mandy. Mandy'nin sahip olduğu kafeye gitmeyi kabul ettim. Kafede bir şeyler içip biraz zaman geçirdikten sonra, Marv Mandy'den Carl'ın anahtarlarını aldı. Carl'ın evine gidip biraz da orada zaman geçirdik başbaşa. Ve yolculuk saati geldi.

Trene atlayıp Kocaeli yoluna düştük. Marv'ın her saniye bana gözünü ayırmadan hayran hayran bakması sıkıcılaşmaya başlamıştı. Uyumayı denedim.

Kocaeli'ne vardığımızda Jim beni beklemekteydi. Marv'a hızlıca sarılıp ertesi gün görüşmek üzere vedalaştım ve koşarak Jim'in yanına gittim. Marv için bunun ne kadar kırıcı olduğu çok da umurumda değildi. Şimdi düşününce bunun ne kadar ağır bir durum olduğunu anlayabiliyorum.

Jim güzel bir adamdı. Ancak onu hep arkadaşım gibi görmüştüm ve bir süredir içinde bulunduğumuz hale alışmak yanyanayken biraz zor geldi. Ama Jim çok da zorlanıyor gibi gözükmüyordu. Eve gidip biraz muhabbet ettik. Sonra bana bir sürprizi olduğunu söyleyerek elimden tutup odasına götürdü.

Şehrin ışıkları ve deniz ayağımızın altında gibiydi. Çift kişilik bir salıncak-koltuk manzaraya karşı çekilmiş, iki kadeh ve bir şişe kırmızı şarap önceden temin edilmişti. Güzel bir müzik açıp kadehleri doldurdu. Şarap eşliğinde muhabbete devam ettik yavaş yavaş sallanarak.

Bakireydim ve ilk deneyimimi aşkla yaşamak gibi bir arzum vardı. Ama sevişmekte bir sakınca görmüyordum. Cinsel arzu bastırmamız gereken bir şey değildi. Sadece bazı şeylerin ilki özel olmalıydı. Kafamdaki buydu. Her haltı yedikten sonra bakireyim demenin peşinde değildim. Bakire olmanın bir övünç kaynağı olmasını da hiçbir zaman anlamamışımdır. Bunu evlenene kadar sürdürmek gibi bir amacım olmasa da, aşık olana kadar bekleyecektim. Jim'e karşı ise aşkı bırak, hoşlanmaya yakın bir duygum bile yoktu. Sadece flört keyifliydi ve tatmin olmaya ihtiyacım vardı.

Birkaç kadeh sonra beklenen an geldi. Dudaklarıma doğru eğildi. Öpüşmeye başladığımızda hiçbir şey hissetmiyor oluşum şaşırtıcıydı. Bir süre sonra düzeleceğine kanaat getirip devam ettim. Yatağa geçtik. Ne beni soyuşu esnasında, ne dudakları vücudumda gezerken hiçbir şey hissetmedim. Tanrım, otobüs durağında sigara içerken bile daha fazla zevk alabilirdim o ana kıyasla. İçinde bulunduğum devasa hayal kırıklığı ve can sıkıntısı destansı boyutlardaydı. Birkaç dakika sonra dayanamadım. 



"Şey, bir saniye dursana. Sıkıştım. Lavaboyu kullanabilir miyim?"

"Iıı.. E tabi.. İleride solda..."

Çaktırmadan telefonumu elime alıp banyoya koştum. Kapıyı kapadığım gibi elim arama tuşundaydı.

"Marv, benim Victoria. Ufak bir sorunumuz var ve sen bana yardım edeceksin."



...

Victoria


19 Aralık 2011 Pazartesi

4 - Jim Joins the Story





Değişimin iyi ya da kötü oluşu tartışılır, ama kaçınılmaz olduğu su götürmez bir gerçek.

Selin'le sabahlara kadar yaptığımız konuşmalar kısa süre içinde meyve vermeye başladı. Selin'in bir kadın olarak, bir birey olarak güçlü ve özgür bir duruşa sahip olması için geçirdiğim uykusuz saatlerden, ağrıyan boğazımdan ya da sarf ettiğim çabadan pişmanlık duymuyordum. Zira bir hemcinsimi o şartlarda hayatına devam eden mutsuz bir genç kadın olarak görmek beni daha çok yıpratıyordu. Üstelik bastırıldıkça, özgürlüğünü yanlış yerlerde aradığını öğrenmek beni şaşırtıyordu detayları öğrendikçe. Bana geçmişini açtıkça öğrendiğim kadarıyla; sevgilisinden yediği tokatlardan sonra gizlice öğretmenleriyle vb. ilişkiye girip, olmadık insanlarla yaşadığı gizli saklı kaçamaklarla kendini rahatlatmaya çalışıyordu yıllardır. Ve tüm bunları ufak bir şehrin kendi halinde bir köyünde yapıyordu.Bunun da çok akıllıca bir yöntem olduğunu söylemek zordu.

Selin'in Mehmet'i terk edişi kendisi için attığı en mantıklı adım ve bizim için de bir kutlama sebebiydi. Özgür kaldığı gibi lisedeki öğretmenlerinden biriyle görüşmeye başladı. Çok doğru gözükmese de, en azından ilişkideki rolünün çok daha farklı olması sebebiyle ses çıkartmadık. Zaten hayat onun hayatıydı, tek öğrenmesini istediğimiz de bu değil miydi?

Pelin de aynı zamanlarda bir erkek arkadaşta karar kıldı. Kemalettin bizden yaşça oldukça büyük, kendi işinin sahibi, çok zengin bir adamdı. Pelin yurt içerisinde bizlerle zaman geçirirken ne kadar dobra, eğlenceli bir kadınsa, erkeklerin içindeyken bir o kadar yapay bir kadına dönüşüyordu. Çocuk sesiyle konuşan, ne dese onaylayan, kendini zarif ve güzel göstermek için her şeyi yapan bir kadına. Aramızda sağlam bir dalga konusuydu bu, gülmemizi ve şakalarımızı kırıcı bulmadığından, sorun yoktu.

Kızların dışında, benim de hayatım bir şekilde akıyordu. Sınavlar daha başlamamıştı, bekardım, bir sürü flörtüm vardı ve keyfim yerindeydi. Marv'ın varlığı da beni keyifli kılıyordu. Son günlerde Jim ile çok sık konuşuyordum. Jim yıllardır online olarak arkadaşlık ettiğim, birkaç kez de yüzyüze zaman geçirdiğim bir arkadaşımdı. Ancak son zamanlarda iş biraz flörte dönmüştü, benim de bu tip bir muhabbete ihtiyacım var. Marv ile Jim'in kocaman bir ortak noktası vardı: Kocaeli. İkisi de orada yaşıyordu ve Marv Kocaeli'ne gidip misafiri olmamı çok sık teklif ediyordu. Benimle zaman geçirebilmek tek gayesiydi. Belki de kısa bir Kocaeli tatili hem ikisiyle de zaman geçirebilmemi sağlar, hem de eğlenceli olurdu. Düşünmeye değerdi.

Bu fikrimi Marv'a açtığımda çok mutlu oldu. Önce Jim ile koca bir günü ve geceyi geçireceğimi biliyordu. Bunun onu mutsuz ettiği de aşikardı. Ama sonrasında ben vardım. Daha ne dileyebilirdi ki?

Kocaeli yolculuğumdan bir gün önce İstanbul'a gelmeyi, benimle İstanbul'da zaman geçirmeyi, ertesi günde Kocaeli'ne beraber dönmemizi teklif etti. Kulağa güzel geliyordu. Gelmesini söyledim.

Her zamanki dakikliği ile aradı beni söylediği gün ve saatte, İstanbul'daydı.


Victoria

15 Aralık 2011 Perşembe

1- Merhaba Marv



Kendimi bildim bileli hep grubun biraz dışında kalandım. Bunu "Ben eziktim, ben yalnızdım!" olarak algılamayın. Aksine, bazı şeylerim çok abartılı düzeydeydi, diğerlerine göre. Bu etrafımda çok insan olmasını engellemese de, bazı şeyleri sahte kılıyordu sadece. Saçımın renginden, özgürlüğümden ve istediğimi alma hakkımdan başka hiçbir şeyi önemsemeyen bir imajım vardı. İnsanların büyük bir kısmının benden nefret etmesini, duygusu nefret boyutunda olmayanların da en azından dedikodumu yapmasını sağlamaya yetiyordu bu.. Ancak bunun yanı sıra çok okuyan, başarılı, beyin sahibi ve enteresandır kullanmasını bilen biri olmam, sanırım biraz dengeliyordu. Tek sorun, erkekler konusunda asla ciddi olmayışımdı. Kimseye vurulmadım demiyorum. Ardından köpekler gibi ağladığım bir sürü delikanlı oldu, evet utanmıyorum, bildiğiniz köpekler gibi ağladım. Ancak bu hareketlerimi değiştirmiyordu. Sadakat kelimesinden bihaber, sadece kendi keyfinde, bencil kadının tekiydim aşk mevzularında. Ve asla değişmeyeceğime dair sonsuz bir inancım vardı, içten içe bazen endişelenmemi sağlasa da.

Yurda yerleştiğimde, unutmaya çalıştığım biri vardı. Yaşadığım şehirden kurtulduğuma memnundum ve tek arzum bir an önce yeni düzene alışabilmekti. Odada üç kızdık. Selin, Pelin ve ben. Selin sarışın, son derece içine kapanık görünen ama eğlenceli bir kızdı. Pelin ise tam anlamıyla tikky diye tabir ettiğimiz kızlardandı. Son derece güzel olmasına rağmen daha da güzel olmak için 999 ayrı ürün kullanan kızlardan. Bense o yaşımı ufak bir gothic bebek olarak geçiriyordum. Birbirimizden çok farklı görünmemize rağmen, yanyanayken çok eğleniyorduk. Eh, sürekli yanyana olmamız da işleri kolaylaştırıyordu diyebilirim.



İlk haftalar okul, dersler, İstanbul'daki eski arkadaşlarla buluşmalar, kızlarla sabahlamalar ve internet ile geçti. Alışması zor bir rutin değildi, zevkli olduğu bile söylenebilir. İnternette çokça zaman geçirdiğim bir yabancı forum vardı. Türklerin de aktif olduğu forumlardan. Sürekli geyik yapan kendince bir grup oluşturmuştuk forum içerisinde. Gün içinde gelen 888 adet iltifat - tanışma talebi tarzı mesajlar da sanırım egomu kuvvetlendiriyordu ve şikayetçi değildim. Tüm bunlar benim için oldukça keyifli zaman öldürme ritüelleriydi. Derken bir gün çok sıkıldığım bir ara, bir mesaj geldi. Bir tanışma çabası olduğu belliydi ama çok sevimli, komik bir dille yazılmış bir mesajdı. Aylak zamanımda olduğumdan olsa gerek, cevapladım. Derken muhabbet uzadı, uzadı, uzadı, uzadı. Msn'e taşındı, orada da devam etti. Sabahın ilk ışıklarında yatağa yollanırken okula birkaç saatlik uykuyla gideceğim için pişman değildim.

Adına Marv diyeceğim. Benden üç yaş büyüktü. Çok eğlenceli bir adamdı. Ayrı şehirlerdeydik ama aramızdaki mesafe 2-3 saat kadar kısa bir süreydi. Konuşmalarımız her günümüzün rutini haline geldi. Keyifli bir arkadaştı. Ve bana tutulmuştu, tüm kalbiyle.

Bense hala aynıydım. Aşkla meşkle bir alakası yoktu gözümde durumun. Zaten kalbimi yeni ezmişlerdi ve bana önem veren adamlara tutulmak gibi bir alışkanlığım hiçbir zaman olmamıştı. Sadece varlığı bana iyi geliyordu. O kadar.

Birkaç hafta sonra, İstanbul'a geleceğini söyledi. Görüşme planları yapıldı. Cumartesi günü yanımda olacağı için son derece heyecanlıydı. Cumartesi günü yanımda olacak olması, umurumda bile değildi. Uzağımdayken de gülüp eğleniyordum işte, ne önemi vardı ki?

Cumartesi sabahı telefonun sesine uyandım. Marv arıyordu. Gelmişti belli ki. Telefonu sessize alıp uyumaya devam ettim. Uyandığımda bir sürü cevapsız arama ve mesaj vardı. Hiçbirine cevap verme gereği duymadan kahvaltı edip kızlarla film izledim. Yapacak şeyler tükendiğinde - ki akşam çoktan olmuştu- Marv'ı aradım.

- Victoria?
- Selam! Uyumuşum çokça. Görmedim telefonu da sessizde kalmış. Naber bakalım?
- İyiyim, İstanbul'dayım..
- Tamam, bir saat sonra Taksim'de buluşalım.

Telefonu kapatıp duşa girdim. Gecikecek olmak umurumda değildi. Bekletmek, yapmamam gereken şeyler listemde bir numaralı madde olmamıştı hiçbir zaman.

Ve bekleyeceğine dair şüphem yoktu.




Victoria