aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Temmuz 2012 Perşembe
28 - it's something
Günlerim bok gibi geçiyordu. Suçluluk duygusu ve terk edilmişlik beni ezilmiş bir üzüm tanesine çevirmişti adeta. Hiçbir şey yapamıyordum. Hiçbir şey yapmak istemiyordum. Ailem başka bir şehire, tatile gitti ve en yakın arkadaşım Biss de bu fırsatı değerlendirip yalnızlığımı azaltmak adına evime geldi. Günleri kitaplarla, balkonda tükettiğimiz fincanlarca kahve ve paketlerce sigarayla, filmlerle, alkolle ve dansla tüketiyorduk, ama bu hiçbir şeyi daha iyi bir hale getirmiyordu. Marv yoktu.
Salonda oturmuş aynı kitabın aynı sayfasını üçüncü kez okuyordum. Biss çekyata uzanmış film izliyordu az ileride. Telefonum çaldı.
Marv arıyor.
Tanrım. Telefonu heyecanla açtım.
-Vicy.
-Marv!
-Müsaitsen uzun konuşacağım.
-Müsaitim, elbette müsaitim! Dinliyorum..
-Bir şans istiyordun değil mi?
-Evet, hem de çok!
-Dinle. O şansı sana vereceğim. Ama artık sandığın kadar basit olmayacak. En önemli şeyi çıkardın bu ilişkiden sen. Güven.. Zerre güvenim yok sana artık ve bunu kazanmam ne kadar sürecek bilmiyorum. Seni özledim.
-Ben de, ben de seni çok özledim Marv.
-Sus. Biliyorum. Ama bunlar bir şeyi değiştirmeyecek. Bir şeyleri sen değiştireceksin. Birçok kuralımız olacak eğer yeniden başlamak istersen.
-Ne istersen...
-Benden habersiz hiçbir adım atmanı istemiyorum, iznim olmadan markete çıkmanı dahi onaylamıyorum. Ne giydiğin, nereye gittiğin, kiminle ne kadar nasıl zaman geçirdiğin gibi konuların hepsinde bana bağlısın artık. En azından ben bir şeyleri içimde tamir edene kadar.
-Elbette, tamam, her şeye razıyım.
-Bunu düzeltmek için ne kadarını yapabileceğini görmek istiyorum açıkçası. Seni affediyorum. Ama sana aynı ilişkiyi vaadetmiyorum. Bundan sonrası senin çabana kalmış.
Ne dese kabul edecek durumdaydım. Çok özlemiştim. Çok suçluydum. Çok mutsuzdum ve onu nasıl sevdiğimi yeni anlıyordum.
Her dediğini onayladım.
Bütün gecem birçok internet hesabımı kapatmak, kapatmadıklarımda ise hummalı bir temizlik yapmakla geçti. Sevgilisi (!) için bunları yapan kızların hepsinden tiksiniyordum. Ama bu defa farklıydı. Bana sunulan güveni ve rahatlığı nankörce kullanmıştım ve şimdi gereken neyse, yapmaya razıydım.
Günlerdir ilk kez kahkaha atabiliyordum hissederek. Biss'e tost yapıyordum dans ede ede. Balkonu yıkayıp gülümsüyordum. Her telefonu şakıyarak açıyordum. Hayat yeniden güzeldi. Marv yeniden benimdi. Mutluydum. Ama tek bir şeyi merak ediyor ve cevabından korkuyordum. Korkunun ecele faydası yoktu. Sordum.
-Marv, kimseyle olmadın değil mi? Bakirsin ve ayrı olduğumuz süre boyunca beni bekledin, benim seni beklediğim gibi. Değil mi?
-Hayır. Biriyle beraber oldum. Ve sen bana yaptığın şeyden sonra, kalkıp ayrı olduğumuz dönemin hesabını soracak durumda değilsin artık.
Hançer gibiydi. Acıttı.
Çığlık atarak ağlamaya başladım. Hatırladığım biss'in beni duşa soktuğu, saçlarımı okşadığı, ağladığım yerde sızıp kaldığım..
vicy
26 Ocak 2012 Perşembe
18 - Motivation
Marv'a sarıldığımda birkaç dakika öylece kaldım. Uykusuzluk, sabah sabah patlayan o bomba, açlık, mutsuzluk, şok... Hepsi omzularımdan bastırıyordu sanki. Bacaklarım güçsüz, gözlerim şiş, zihnim karman çorman halde kendimi kollarına bıraktım dakikalarca. Bir süre sonra, "Hadi." dedi, "Önce bir şeyler yiyelim."
Bir yere oturup kahvaltı ettik. Ard arda sigaralar yakıp olup biteni anlattım. Elleri ellerimi kavradığında, her şeyin üzerinden gelebileceğimi hissettirdi bana. Hiç değilse Marv vardı, şanslıydım.
Kahvaltının ardından Sultanahmete doğru yürüdük. Sadece bir süre tüm olup bitenlerden uzaklaştırmak istiyordu beni ve zihnimi. Havuzun kenarındaki bir banka yerleştik. Arada rüzgarın sırtına atlayıp yüzümüze geliyordu damlalar, gülüyorduk. Yerdeki su birikintilerinde serçeler banyo yapıyordu, bizden birkaç karış uzaklıkta. Mutluyduk. Üzerinden geçen yıllara rağmen, o anı ve üzerimdeki rahatlatıcı etkisini hala dünmüş gibi hissedebiliyor, hatırlayabiliyorum...
Ancak gerçeklerden, hayattan temelli kaçmanın bir yolu yoktu. Yurda dönmek ve işleri halletmek zorundaydım.
Marv'a sıkıca sarılıp mümkün olduğunca güç topladım ve yurda döndüm.
Az zamana sığdırmam gereken, çok işim vardı.
...
Victoria
Etiketler:
aşk,
güç,
huzur,
marv,
motivasyon,
sultanahmet
12 Ocak 2012 Perşembe
14 - Finally, Tranquillity
Bir süre her şey bu rutinde gitti. Pelin avut, Pelin besle, diğer kızları odadan uzak tut.. Zamanla zaten kendine geldi, toparlandı, Kemalettin'le ilişkisine devam etti. Ama bu yükümün hafiflediği anlamına gelmiyordu zira bu defa da sınavlar vardı sırada.. Gece gündüz çalışmaca, son ana bırakılan ödevleri yetiştirmece, uykusuz uykusuz sınava gidip yurda döner dönmez yatağa atlamaca...
Marv'a gelince, her şey yolundaydı. Zaten aksi mümkün değildi zira ilk günden beri tek gayesi beni mutlu kılmaktı. Sık sık İstanbul'a geliyordu, hafta sonlarını beraber geçirirdik çoğu zaman. Kadıköy'de oluyorduk sıkça. Vapurdan indiğim gibi kucaklıyordu beni. Hemen hemen hep aç olduğumuzdan, kahvaltı peşine düşüyorduk önce. Rexx büfe oluyordu genelde durağımız.
"İki kaşarlı tost, iki de portakal suyu!"
Sonra alışveriş, kafeler, barlar, sahaflar, Moda'da bizi bekleyen kayalar... Güzeldik. Başka bir tarifi yoktu bunun.
Sınavlar geldi geçti, Marv geldi gitti, ben ailemi - Marv'ı ziyaret ettim birkaç defa...
Sanırım hayatım bir düzene kavuşmuştu sonunda...
..
Victoria
Etiketler:
aşk,
düzenli hayat,
marv,
moda sahil,
rex,
sınavlar
2 Ocak 2012 Pazartesi
11 - Pelin And Her Big Mistake
Güne yatağıma gelen kahvaltı ve Marv'ın sevgi fışkıran gözleriyle başladım. Bütün gün muhabbet ettik, film izledik, eğlendik. Orada geçen her günüm - gecem, bana bir prensesmişim gibi hissettiriyordu. Gecenin köründe uykum kaçarsa "Uyan, sıkıldım." diyordum ve hiç itiraz etmeden uyanıp, elimi tutarak benimle dizi izliyordu. Ağzımdan çıkar her laf, gökten inmiş bir emir gibiydi sanki onun için. "Çok sıkıştım ve ayağa kalkmaya mecalim yok." diye söylenirken uykumdan uyanıp gecenin köründe, gözlerinden damlayan uykuya rağmen yataktan kalkıp beni kucaklayarak banyoya götürecek kadar sevimliydi. Her saniye daha da iyi anlıyordum ki Marv, dünyaya beni mutlu kılmak için gönderilmişti.
Birkaç enfes günden sonra İstanbul'a döndüm. Herkes benim için çok seviniyordu. Öyle ki, tüm bunlar benim değil onların başına gelmiş gibi mutlu oluyordu kızlar dinledikçe, gördükçe. Yaklaşan sınavlara rağmen güzeldik.
Biraz kızlara dönmemiz gerekirse, yurtta işler şu şekildeydi son günlerde:
Diğer odalardaki kızlar için bizim odamız yurdun kafesi gibiydi. Girmek istedikleri her aksiyon için önce bizim kapımızı çalıyorlardı. Hadi kızlar saunaya, hadi kızlar yemeğe, hadi kızlar fal gecesi yapalım... Gece geç saatlere kadar dolu oluyordu oda misafirlerimizle. Herkesin kendini en rahat hissettiği odaydı bizimkisi. Ki bunda, inadımızla bizim odayı yurtta sigara içilmesine tek izin verilen yer yapmış olmamızın da payı büyük. Özellikle yakın olduğum bir oda vardı ayrıca. Sınıf arkadaşım Hande'nin odası. Odadaki kızların hepsi çok sevimliydi. Sık sık kaçıyordum yanlarına. Sabahları Hande odama dalıp zorla uyandırıyordu okul günleri, beraber gidiyorduk. Haftasonları hava güzelse biraz eğer, yurdun terasında kahvaltı hazırlanıyordu kızlar tarafından. Ben horul horul uyurken Hande benim için de kahvaltı hazırlamış oluyordu. "Kahvaltı hazıııır!!" diye şakıyarak çıkartıyordu beni yataktan terasa koşturmak üzere. Mutluydum.
Selin artık tamamen mini eteklerle, seksi iç çamaşırlarıyla ve aktif cinsel hayatıyla ışıldıyordu. Aradığını bulmuş gibiydi hayatı adına ve mutluydu.
Pelin hala Kemalettin ile birlikteydi. Bir gece Çiçek Pasajında Pelin, Selin, Kemalettin ve ben beraber içtik. Pelin "Kemoşum!" hitabını dilinden düşürmeden, yavru kediler gibi sırnaşıyordu ve Kemalettin Pelin bir şey anlatırken onu tamamen yok sayıp başka bir şey anlatmaya başlayabilecek kadar üstün görüyordu kendini ilişkide. Tüm bunları korkunç bulsam da Pelin eğer mutlu olacaksa metres gibi bir role sahip olan barbieyi oynayabilirdi ve benim için hiç sakıncası yoktu.
Ama...
Bir akşam Kemalettin ve Pelin enfes bir kavga ettiler. Pelin telefonu kapattığında gözlerinden ateş fışkırıyordu ve sinirden patlamanın eşiğindeydi. "Bana böyle davranmasının intikamını alacağım!" dedi en delikanlı ses tonuyla ve ekledi; "Burak'la yatacağım!"
Burak deneme günlerinde kahve içtiği adamlardan biriydi. Bize geçtiği özete göre çok sinirli, kendini engelleyemeyen, silah filan taşıyan hasta ruhlu bir tipti ve ikinci bir kahve seansı daha yaşamamışlardı. Aldığı bu kararın saçmalığını anlatmak için yırtındık ama Pelin'i engellemek imkansızdı. Burak'ı aradı ve ertesi gece Burak'ın evinde kahve içmek üzere sözleştiler.
...
Buluşma anına kadar kararından vazgeçirmeye çalıştık ama işe yaramadı. Güzel bedenini jartiyer çorapları, seksi bir korse ve enfes bir makyaj ile süsledikten sonra üzerine eşofman takımını geçirdi.
"Burak'ın yanına aklımda yatmak yokmuş gibi bir görüntüyle gideceğim ve gecenin sonuna kadar buna inanacak."
Plan nereden baksan mantıksızdı. Burak gibi bir adamla görüşmek boşuna alınmış koca bir riskten ibaretti. Üstelik Kemalettin ile hala beraberdiler ve bundan haberi olmayacaktı. Bu intikam, sadece bir sır olacak ve kendi içinde skoru eşitlemesini sağlayacaktı. Tüm bunlara rağmen Pelin, Kemoşuna arkadaşlarıyla ders çalışmaya gideceğini söyledi, bizleri öptü ve Burak'ın evine doğru yola çıktı.
Selin'le başbaşaydık odada. Bir süre bu konuda konuşup, sonra kendi halimize döndük. Saat 01.00 sularında telefonum çaldı. Arayan Pelin'di.
- Pelin?
- Victoria, bu saatte dönsem beni yurda alırlar mı?
- Oha, Pelin neredesin, neden ağlıyorsun?! N'oluyor?!
- Buraktayım şu an, geleceğim oraya, bir şekilde beni almak zorundalar saat kaç olursa olsun. Arayacağım sizi birazdan.
- Pelin, sakın telefonunu kapatma ve bir an önce buraya gel.
Telefon kapandı. Pelin'in cümlelerini anlamak çok zordu zira deli gibi ağlıyordu. Biz ne olduğunu anlamaya çalışırken telaşla, Selin'in telefonu çalmaya başladı.
Arayan Kemalettindi.
---
Victoria
28 Aralık 2011 Çarşamba
10 - New Year, New Lover
Olup biten her şey çok yorucu olmaya başlamıştı. Hızlı yaşıyordum. Zamanımı saçma sapan insanlarla dolduruyordum sıkça. Üstelik artık eğlenceli bile değildi. Belki de biraz durulmak için, yeni bir başlangıç gerekliydi.
Temiz bir sayfa istiyorsam, yol arkadaşım temiz biri olmalıydı. İyi kalpli, huzur veren, beni seven.
Marv.
Olup bitenlerin çoğundan haberi yoktu. Gizleme çabası değil, sadece onunla yaptığım muhabbetleri bunlarla doldurmak istemiyordum. Benim için eğlenceli, günün yorgunluğunu attığım süreçlerdi Marv ile muhabbet ettiğim anlar. Ve sanırım artık hayatımın daha büyük bir parçası olmasını istiyordum. Aniden iyi niyetli, beyaz kanatlı bir meleğe dönüştüğüm sanılmasın. Aşkına pratikte karşılık vermek, bencilce bir hamleden başka bir şey değildi aslında. Ki bunu dile getiriş biçimim de bunun apaçık bir kanıtıydı.
"Marv, bak ne diyeceğim. Belki de biraz da senin yolunu deneyebiliriz. Sevgilin olmaya karar verdim. Ancak büyük hayallere kapılma. Tahminimce bu birkaç ay sürecektir en fazla ve kendimi sana adayacağım anlamına da gelmiyor."
27 Aralık 2007, Marv ile bir ilişkiye başladığımız gün oldu. Hiçbir şeyin nasıl gideceği belli değildi. Ama iyi bir fikir gibi gelmişti.
Bu gelişme ile beraber bana yine Kocaeli yolları göründü. Trenden indiğimde Marv dakikalarca kucakladı beni. Aramızdaki otuz santimlik fark sayesinde ayaklarımın yerle hiçbir bağı olmayan bu kucaklamalar, Marv'ın sevgisini en net gördüğüm anlardandır.
Beni mutlu etmek için elinden geleni yaptı bu ziyaretimde Marv, her zamankinden bile fazla. Kocaman bir kestaneli pasta, kırmızı şarap, pudra şekeri ve koca bir kase dolusu çilek, onlarca mum, enfes bir hediye... 2008'i bu şekilde karşıladık Marv'ın evinde. 2008'e dudak dudağa girdik. Koynunda uykuya dalmayı beklerken, ne zamandır ihtiyacım olanın bu olduğunu hissettim tüm kalbimle.
Belki de yeni yıl, bambaşka geçebilirdi bu sayede.
...
Victoria
25 Aralık 2011 Pazar
7 - The First Touch
Keşke hafızam tüm detayları anımsamama yetecek kadar kuvvetli olsaydı...
***
Marv ile evine gittiğimizde, olup biteni hızlıca anlattım. Önemsiz bir şeyi, geçiştirerek tarif edersiniz ya, aynen o şekilde. Sonra beraber film izlemece, muhabbet etmece, standart zaman doldurma aktiviteleri.
Ve her şeyi başlatan ilk dokunuş...
Ellerinin ne kadar şefkatli dokunduğunu anlatmamın bir yolu yok. Gözlerime baktığında, kalbinin içini görmeme izin veriyordu adeta ve dudakları bana korkarak dokunuyordu resmen. Ayaklarımda hissettim tutkulu öpüşlerini. Bacaklarım elleriyle ısındı. Tenlerimiz birbiri için yaratılmıştı ve tüm hislerim karma karışıktı.. Dakikalar sonra göğsüne başıma yaslayıp yatarken, neler hissettiğimi nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Farklıydı. İki küçük çocuktuk karanlık, soğuk bir sokakta kaybolmuş. Ve birbirimize sarıldığımızda ısınmak için, güneş ele geçirmişti sanki sokağı. Sanki ellerim sadece onun güzel sırtında, göğsünde, kollarında dolaşmak için vardı artık. O varken bana hiçbir şey olmayacağını hissettim. Ait olmam gereken yerin, onun yakınlarında bir yer olduğunu. Ne kadar güzel olduğunu göremiyordum o ana kadar, o an ise ne kadar güzel olduğunu yaşayarak fark ettiğim an olmuştu.
Ve her şey değişecekti. Bir şekilde görebiliyordum.
Ve her şey değişecekti. Bir şekilde görebiliyordum.
Bana anlattığı bir hikayeyi hatırladım. Kralına duyduğu sadakat için, itaat için bir adamın sergilediği dokunaklı bir olayı anlatıyordu hikaye. Kralı için çok şey ifade eden bir nesneyi, bir felaketten koruyabilmek için yardığı karnına yerleştiren bir adam... Ve hayatta sahip olmak istediği rolün bu olduğunu anlatmıştı. Duyduğu aşkı ve sevgiyi, elinden gelecek her tür fedakarlıkla taçlandırıp, hayatını adamak... Bunun ne kadar özel bir şey olduğunu nasıl fark edemediğime şaşırdım. İyice sokulup omzuna bir öpücük kondururken, beni her felaketten koruyacak dünya güzeli bir savaşçı bulduğumu biliyordum.
Victoria
Etiketler:
aşk,
first touch,
ilk dokunuş,
ilk sevişme,
marv,
ten uyumu
18 Aralık 2011 Pazar
3 - New Sisters
Marv'la görüşmüş olmak içimdeki duygularda bir değişiklik yaratmamıştı. O hala eğlenceli, zaman geçirilesi bir adamdı ve fazlasını istemiyordum. O ise bana her gün daha da bağlanıyor, daha da üzerime düşüyordu.
Hayat pek fena sayılmazdı. Okulun ilk senesi olduğundan dersler pek zorlamıyordu. Kaldığım yurt özel bir yurttu ve lüks olduğu söylenebilirdi. Kızlarla terasta kahvaltı edip, saatlerce kahve - sigara sefası yapıp, akşamları sauna ile şenlendiriyor, sonra odalarımızda bir süre daha muhabbet edip yataklarımıza yollanıyorduk. Benim günüm çoğundan daha geç bitiyordu. Herkes yattığında, laptopun başına geçiyordum.
Odamdaki kızlarla aram oldukça iyiydi. Pelin'in aşk maceralarını dinlemek çok eğlendiriyordu mesela beni. İlk tanıştığımız gün bir görüşülecekler listesi vardı ve adamların her biriyle tek tek kahve içmeye gidip sonra gözlemlerini bizimle paylaşarak sevgilisi olacak adamı belirleme yolunda kendince ilerliyordu. Selin ise ilk başlarda sergilediği biraz sakin, basık tutumu üzerinden attıkça bazı şaşırtıcı şeyleri keşfediyordum. Yıllardır beraber olduğu bir adam vardı ve adam ona hayvan gibi davranıyordu. Düz, kapalı kıyafetlerinin; ders dışında yurttan çıkmayışlarının sebebi oydu. Sevgilisi Mehmet'ten dolayı hayatı baskı altında geçiyordu hayır, bu rutinden mutlu değildi. Ama alışkanlık nasıl bir denizdir bilirsiniz. Denizden dışarı çıktığınızda sizi enfes bir plajın kucaklayacağını bilseniz de, vücudunuzun alıştığı ısıdan, suyun yumuşaklığından ayrılmak istemezsiniz bir süre. Su dalgalı da olsa, ısısı tatmin edici olmasa da, plaj tüm cazibesiyle beklese de sizi ve her şeyden öte, yüzmekten ölesiye yorulsanız da çıkmak istemezsiniz. Zira korkarsınız. Yeni bir düzen, risk demektir. Tanıdığınız karanlık, boğucu sular bile, riskli olandan daha cazip gelir.
Selin için işler bu kanuna uygun ilerliyordu. Oturup ağlamayı, yeni bir sayfa açmaya tercih ediyordu. Neredeyse her gün, saatlerce ona ne kadar güzel bir kadın olduğunu, zeki olduğunu, kimseye muhtaç olmadığını ve ona böyle davranabilen bir insanı hayatında tutmaması gerektiğini anlatıyor, korkularının yersiz olduğunu göstermeye çalışıyordum.
Bunun dışında muhabbet sık sık Marv'a geliyordu, zira kızlar nedense onunla olmam konusunda aşırı ısrarcıydılar. Bir sonraki görüşmemiz, bir konuşma arasında çiğköfteyi ne kadar çok sevdiğimi söylediğim Marv'ın oturup, öğrenip, elleriyle bana hazırladığı çiğköfteleri İstanbul'a getirmesi ile gerçekleşti. Ve tüm bunlar benim değil, kızların kalbini çalıyordu inatla. Arkadaşlık güzeldi, fazlasıyla işim yoktu.
Hem sırf bana aşık diye, birine aşık olamazdım durduk yere. Değil mi?
...
Victoria
16 Aralık 2011 Cuma
2 - Face to Face
Yurtta kalanlar bilir, kızlar arasında saçma bir ilişki vardır. Herkes herkesin her şeyine dahil olmaya çalışır. Hele ilk aylar, kalabalık bir ailenin onlarca kız çocuğundan biriymiş gibi hissedersiniz...
İşte bizde de işler böyleydi.
Yurttaki hatunlar Marv'la aramda bir şey olmasını nedense çok istiyorlardı. Buluşma günü duştan çıktığımda hepsi birden üzerime atlayıp beni parfümlere, kremlere boğdu. Teki saçımı kafasına göre şekillendirirken birkaç tanesi ne giyeceğimi seçmeye çalışıyordu. Makyajımı yapıp beni biraz rahat bıraktıklarında, aynadaki kadın pek de benim tarzım değildi açıkçası.
Hayatta giymekten en nefret ettiğim renk olan sarı bir bluz ve sarı babetimsi ayakkabılar, siyah kot, siyah deri ceketim ve fönlü uzun saçlarım... Görüntüden hiç hoşlanmasam da, kızları kırmak istemedim. Ne de olsa Marv'ı etkilemek gibi bir çabam ve ihtiyacım yoktu.
Taksim'e gittim.
Beni gördüğünde gözlerinin aldığı parlaklığı görmeliydiniz. Dakikalarca sarıldı.
-Marv çok açım! Yabaniler gibi saldırabilirim herhangi bir yemeğe şu an. Hadi bir yere dalalım.
Burnumuzun beynimize hükmetmesine izin verdik ve ayaklarımız bir köfteciye doğru adım atmaya başladı. Karnımı doyururken biraz zorlandığımı itiraf etmem gerek zira beni güldürmek için her şeyi yapıyordu ve sanırım ağzından çıkan her şey fazlasıyla komikti.
Doyduktan sonra turladık İstiklal'de. Kiliseye dalıp birer mum yaktık. Benim dileklerim arasında Marv'ın adı geçmiyordu. Onunsa tek dileği olduğumdan emindim. Kiliseden ayrılıp yürümeye devam ettik. Tek sıkıntım babetlerin ayağımı mahfetmesiydi. Kolumdan tutup "Hadi gel!" diyerek 45'lik adlı mekana götürdü beni. Muhabbet orada da devam etti. Bir yandan birasını yudumlarken, diğer yandan acıyan ayaklarımı ovuyordu ve saatler hızla geçti.
Ben çok küçükken, her mutsuzluğumda, küskünlüğümde babam eve elma şekerleriyle gelirdi. Elma şekeri, bana karşı kullandıkları mutluluk veren sihirli değnekleriydi ailemin. Bu yüzden olsa gerek, daima en sevdiğim şeyler listesinde bulunur elma şekeri maddesi. Mekandan ayrıldığımızda Marv bir yere dalıp bana iki elma şekeri aldığında, gülümsememi engelleyemedim. Aramızdaki otuz santimlik boy farkını parmak uçlarımda yükselerek hafifletmeye çalışıp saçlarını sevdim keyifle.
İkimiz de çok keyifliydik ve bu harikaydı. Ara bir sokakta satılan oyuncakları gördüğümde onu da çekiştirerek koştum tezgaha doğru. Oyuncak bir kuzu gördüm, karnına basınca meelemeye başlayan ve tanrım, ciddi anlamda çok şirindi. Marv'a saçlarının hafif kıvırcık duruşundan ötürü kuzu diye hitap ettiğim ikimizin de aklına geldi ve gülmeye başladık. "Adını Marv koy" diyerek aldı kuzuyu bana. Tam o sırada gözüm dünya tatlısı bir kaplumbağaya takıldı. Gurur duymuyorum ama bencilin tekiydim o zamanlar ve "Marv, bu benim olmalı!" derken yüzümün kızardığını söyleyemem. "Sen nasıl istersen" dedi ve kaplumbağa da kucağımdaki kuzunun yanındaki yerini aldı. Beni otobüsüme bindirmeden önce dakikalarca kucakladı yine, yurda döndüğümde arayacağıma söz vererek vedalaştım.
Cebindeki son parayı kaplumbağaya verdiği için arkadaşının evine dek uzun bir mesafeyi yürümek zorunda kaldığını ve şehrine dönmek için arkadaşından borç alması gerektiğini çok sonraları öğrendim...
Victoria
Etiketler:
45lik,
aşk,
elma şekeri,
fedakarlık,
ilk buluşma,
kız yurdu,
kilise,
taksim
15 Aralık 2011 Perşembe
1- Merhaba Marv
Kendimi bildim bileli hep grubun biraz dışında kalandım. Bunu "Ben eziktim, ben yalnızdım!" olarak algılamayın. Aksine, bazı şeylerim çok abartılı düzeydeydi, diğerlerine göre. Bu etrafımda çok insan olmasını engellemese de, bazı şeyleri sahte kılıyordu sadece. Saçımın renginden, özgürlüğümden ve istediğimi alma hakkımdan başka hiçbir şeyi önemsemeyen bir imajım vardı. İnsanların büyük bir kısmının benden nefret etmesini, duygusu nefret boyutunda olmayanların da en azından dedikodumu yapmasını sağlamaya yetiyordu bu.. Ancak bunun yanı sıra çok okuyan, başarılı, beyin sahibi ve enteresandır kullanmasını bilen biri olmam, sanırım biraz dengeliyordu. Tek sorun, erkekler konusunda asla ciddi olmayışımdı. Kimseye vurulmadım demiyorum. Ardından köpekler gibi ağladığım bir sürü delikanlı oldu, evet utanmıyorum, bildiğiniz köpekler gibi ağladım. Ancak bu hareketlerimi değiştirmiyordu. Sadakat kelimesinden bihaber, sadece kendi keyfinde, bencil kadının tekiydim aşk mevzularında. Ve asla değişmeyeceğime dair sonsuz bir inancım vardı, içten içe bazen endişelenmemi sağlasa da.
Yurda yerleştiğimde, unutmaya çalıştığım biri vardı. Yaşadığım şehirden kurtulduğuma memnundum ve tek arzum bir an önce yeni düzene alışabilmekti. Odada üç kızdık. Selin, Pelin ve ben. Selin sarışın, son derece içine kapanık görünen ama eğlenceli bir kızdı. Pelin ise tam anlamıyla tikky diye tabir ettiğimiz kızlardandı. Son derece güzel olmasına rağmen daha da güzel olmak için 999 ayrı ürün kullanan kızlardan. Bense o yaşımı ufak bir gothic bebek olarak geçiriyordum. Birbirimizden çok farklı görünmemize rağmen, yanyanayken çok eğleniyorduk. Eh, sürekli yanyana olmamız da işleri kolaylaştırıyordu diyebilirim.
İlk haftalar okul, dersler, İstanbul'daki eski arkadaşlarla buluşmalar, kızlarla sabahlamalar ve internet ile geçti. Alışması zor bir rutin değildi, zevkli olduğu bile söylenebilir. İnternette çokça zaman geçirdiğim bir yabancı forum vardı. Türklerin de aktif olduğu forumlardan. Sürekli geyik yapan kendince bir grup oluşturmuştuk forum içerisinde. Gün içinde gelen 888 adet iltifat - tanışma talebi tarzı mesajlar da sanırım egomu kuvvetlendiriyordu ve şikayetçi değildim. Tüm bunlar benim için oldukça keyifli zaman öldürme ritüelleriydi. Derken bir gün çok sıkıldığım bir ara, bir mesaj geldi. Bir tanışma çabası olduğu belliydi ama çok sevimli, komik bir dille yazılmış bir mesajdı. Aylak zamanımda olduğumdan olsa gerek, cevapladım. Derken muhabbet uzadı, uzadı, uzadı, uzadı. Msn'e taşındı, orada da devam etti. Sabahın ilk ışıklarında yatağa yollanırken okula birkaç saatlik uykuyla gideceğim için pişman değildim.
Adına Marv diyeceğim. Benden üç yaş büyüktü. Çok eğlenceli bir adamdı. Ayrı şehirlerdeydik ama aramızdaki mesafe 2-3 saat kadar kısa bir süreydi. Konuşmalarımız her günümüzün rutini haline geldi. Keyifli bir arkadaştı. Ve bana tutulmuştu, tüm kalbiyle.
Bense hala aynıydım. Aşkla meşkle bir alakası yoktu gözümde durumun. Zaten kalbimi yeni ezmişlerdi ve bana önem veren adamlara tutulmak gibi bir alışkanlığım hiçbir zaman olmamıştı. Sadece varlığı bana iyi geliyordu. O kadar.
Birkaç hafta sonra, İstanbul'a geleceğini söyledi. Görüşme planları yapıldı. Cumartesi günü yanımda olacağı için son derece heyecanlıydı. Cumartesi günü yanımda olacak olması, umurumda bile değildi. Uzağımdayken de gülüp eğleniyordum işte, ne önemi vardı ki?
Cumartesi sabahı telefonun sesine uyandım. Marv arıyordu. Gelmişti belli ki. Telefonu sessize alıp uyumaya devam ettim. Uyandığımda bir sürü cevapsız arama ve mesaj vardı. Hiçbirine cevap verme gereği duymadan kahvaltı edip kızlarla film izledim. Yapacak şeyler tükendiğinde - ki akşam çoktan olmuştu- Marv'ı aradım.
- Victoria?
- Selam! Uyumuşum çokça. Görmedim telefonu da sessizde kalmış. Naber bakalım?
- İyiyim, İstanbul'dayım..
- Tamam, bir saat sonra Taksim'de buluşalım.
Telefonu kapatıp duşa girdim. Gecikecek olmak umurumda değildi. Bekletmek, yapmamam gereken şeyler listemde bir numaralı madde olmamıştı hiçbir zaman.
Ve bekleyeceğine dair şüphem yoktu.
Victoria
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








