victoria etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
victoria etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2012 Pazar

26 - Can't Fool You




Yurda döndükten sonra Marv ile hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya devam ettim. Earl ile aramda olan şeyden söz etmemiştim, o da her zamanki gibi muhabbetimize devam ediyordu. Son sınavları da atlatmıştım ve ailemin yanına dönmem gerekiyordu. Yurt defteri kapanıyordu, en azından buna seviniyordum. Tatil için Marv ile bir yerlere gider, yazın tadını çıkartır, okul dönemi geldiğinde de ailemi ikna edip bir ev tutarım diye düşünüyordum. Birkaç günüm eşya toparlamakla geçti. O küçücük odaya zarla zorla sığdırdığım o kadar çok şey vardı ki. Valizler doldu taştı. Karton kutular bulup tek tek doldurdum. İki cümle ile yazmak kolay, ama tek başıma şunlarla uğraşmak beni delirtiyordu. Sürekli stres altındaydım. En sonunda bütün eşyaları toparladım, biletimi aldım. Bir kısmını taksiyle kargo şubesine kadar taşıyıp direkt ailemin adresine postaladım. Geri kalanıyla da canım çıkarak otogara kadar gidip, otobüsüme yerleştim. En azından zor kısmı bitmişti. Gözlerimi kapatıp yolculuğu uyku ile geçirdim. Uyandığımda sonunda büyüdüğüm şehirdeydim.

İlk günler çok coşkulu geçti. Ailemle uzun süredir görüşememiştik ve evde olmak iyi hissettiriyordu. Birkaç gün internete girmedim, telefonu elime pek almadım. Marv da ailemle özleştiğimizi düşünebiliyor olsa gerek ki beni meşgul etmiyordu. Zaten bir ay sonra Zeytinli Rock Festivaline gidecektik beraber, oradan başka bir yerlere, yani kavuşmamız çok da uzak değildi.

Üç-dört gün sonra internete girdim. Marv da online idi. Muhabbete başladık. Ama biraz soğuk gibiydi, sanki söylemek istediği bir şeyler vardı ama söyleyemiyordu. Sonunda bir sorunu olup olmadığını sordum.

"Sadece evet ya da hayır diye cevap ver, beni Earl ile aldattın mı?"

Dondum kaldım. Bu diyalogu hiçbir zaman yaşamaycağımızı düşünüyordum ve yanılmıştım. Suratımı, kollarım, telaştan yanıyordu. Marv'a doğruyu söyleyecek cesaretim yoktu. Ama bir cevap bekliyordu, her şey berbat olmak üzereydi. O an küçük beynim bana verilebilecek en kötü tavsiyeyi verdi: İnkar et, üste çık!

Karşı koyamadım.

"Sen ne dediğinin farkında mısın ya? Beni nasıl bir şeyle suçladığına bir bak! Yazıklar olsun Marv, geçirdiğimiz onca aya yazıklar olsun!"

Cevap hızlı geldi.

"Ben cevabımı aldım Victoria."

Konuşmadan çıktı. Bilgisayarın başında öylece kalakaldım. Tenim kavruluyordu. Telaş geçmiyordu. Berbat hissediyordum. Birkaç mesaj attım, umurunda olmasa gerek ki cevap gelmedi. Yatağa geçtim. Uyku da beni yok sayıyordu, bir süre yattığım yerde döndüm dolandım. Olmadı. Uyanıp sabaha kadar en yakın kız arkadaşlarımla durumu tartıştık. Yapacak bir şey yoktu, olan olmuştu.

Ya Marv beni affedecekti ya da onsuz yaşamaya başlama ihtimalim oldukça yüksekti. Bu ihtimali ilk defa düşünmüştüm çok uzun zamandır ve canım tahmin ettiğimden çok daha fazla yanmıştı.

Keşke hiçbir şey böyle olmasaydı.






Victoria

26 Ocak 2012 Perşembe

17 - The Colluders





Ailem bu fikirden hoşlanmadı haliyle. Babam duruma el attı, bir doktordan iki haftalık rapor ayarladık ve ailemin yanına gittim. Bir süre uzak kalırsam iyi gelir diye düşünüyorlardı. Onların ilgisi ve Marv'ın sürekli aramalarıyla birazcık güç topladım. Kaldığım yerden devam etmek üzere İstanbul'a döndüm. 


Bir hafta kadar yine pek muhattap olmadan yaşadık aynı odada. Marv İstanbul'a bir arkadaşında kalmaya gelmişti ve gündüzleri onu görüyor, yurda geç dönüyordum.Kızlar da arada bir hal hatır sormaya filan başladılar ki, şaşırttılar beni.


O sabaha kadar.

Sabah altı gibi uyudum. Dokuz gibi temizlikçi abla tarafından uyandırıldım.

- Canım müdür seni görmek istiyor.
- Tamam abla uyanınca inerim ben yanına.
- Uyuyorsa da uyansın gelsin dedi.

Bu işte bir gariplik vardı. Kaldığım yer özel bir yurttu ve kimse durduk yere sizi uykunuzdan uyandırmazdı. Zaten para mevzusu dışında pek çağırılmazdınız da, ekstrem bir durum yoksa.

Tek gözüm kapalı müdürün yanına gittim.

- Victoria gel bakalım otur şöyle.

Adamdan hoşlanmıyordum genel olarak. Tavırları çok itici ve yapay geliyordu. Dediğini yapıp karşısına oturdum. Konuşmaya başladı.

- Nasılsın iyi misin?
- Uykumdan uyandırdınız, nasıl olduğumu sormak için mi? Lütfen konu neyse konuşalım bir an önce.
- Hehe.. Peki canım kızma hemen öyle. Şimdi, seni severiz bilirsin. Bugüne kadar da pek bir sıkıntı yaşamadık seninle yurtta. Ama işler biraz değişti aldığımız bir şikayetle...
- Ne şikayeti?
- Canım şimdi isim veremem amma, birkaç arkadaşın geldi bu sabah. Senin için çok endişelilerdi. Bütün gün ağlıyor, bağırıyor, herkesin canına okuyormuşsun. Senden çok korkuyormuş herkes. Tüm bunların sebebi de... nasıl denir bilmiyorum ama.. bağımlıymışsın Vicy. Ailen biliyor mu uyuşturucu kullandığını? Ne zamandır kullanıyorsun? Bak biz hepimiz seni severiz, yargılamıyorum yardımcı olmak için soruyorum. Arkadaşların nasıl üzülmüş senin için görsen. 



Oturduğum yerde sinirimden ağlıyor, tepki bile veremiyordum duyduklarım karşısında.

- Aa ağlamakla olmaz ama. Git bi' yüzünü yıka gel hadi.

Kapıyı çarpıp yukarı çıktım. Dakikalarca suratıma su çarpıp bunun gerçek olamayacağını tekrarladım kendi kendime. Odamda bir sigara içtim. Bu kadar orospu çocuğu olmalarının imkanı var mıydı cidden? Cidden odada sadece ikisi yaşamak için bana bu denli büyük bir oyun oynayabilirler miydi? Sabahın köründe ikisinin de odada olmayışından da anlaşılıyordu ki, evet. Cidden kaçıyorlardı, zira bu boku yemişlerdi. Müdür olacak pezevengin yanına indim.



- Heh şöyle. Yıkamışsın yüzünü de mis gibi aferin. Şimdi anlat bakalım nedir sıkıntın?
- Birincisi, bana yardım etmekten filan söz ediyorsunuz ama alakası bile yok. Duyduğunuza gayet inanmışsınız ve onu gerçek sayıp üzerinden yol alıyorsunuz. Bana sormuyorsunuz bile ne olup bittiğini. O kadar eminseniz beraber bir hastahaneye gidelim, ne şekilde kanıtlanıyorsa yapılsın gereken tüm testler. Bir yandan da odamı arayın isterseniz. Ama sonra karşıma geçip yüzüme bakarak özür dileyebilecek misiniz?

- Ya şimdi Victoria'cım, böyle agresifleşmeye gerek yok ki...
- Lütfen susun. Agresifleştiğim filan yok. Pelin ve Selin'in bunu yapmasından çok sizin tavrınıza şaşırdım zaten. Hiç inkar etmeyin, bunu yapanın onlar olduğunu adım gibi biliyorum. Hatta durun tahmin edeyim, eminim bu gece ikisi de evci çıkmıştır değil mi? Yüzleşmeyelim olay tazeyken diye, onlar gelene kadar giderim diye. Bana yaptığınız bu muamele çok iğrenç. Bugüne kadar hiçbir sıkıntı bile yaşamamışken, inanmayı tercih ettiğiniz şey.. Ama gerçekten bunun için savaşmayacağım bile. Yarın ayrılıyorum buradan. Herkes de ne hali varsa görsün.



Odama çıktım, katıla katıla ağlamaya başladım sinirimden. Kapı açıldığında yatağımda hıçkırmakla meşguldum sarsıla sarsıla. Gelen Hande idi. Üst katta kalıyordu, aynı sınıftaydık. Çok sevdiğim, çok iyi niyetli bir arkadaştı. Beni o halde görünce şaşkınlıkla yanıma koştu. Olup biteni anlattım. 


- Derhal yüzünü yıkıyorsun, kalk kalk kalk! Kahvaltı ettin mi?
- Hande şu durumda ne ara kahvaltı etmiş olabilirim?
- Tamam git yüzünü yıka sonra da giyinmeye başla. Marv İstanbul'daydı değil mi bu ara?
- Bugün dönecekti. Dönmüş olabilir. 



Yüzümü yıkadım, eşofmanları çıkarıp bir kot bir bluz geçirdim üstüme.

- Marv on dakika sonra yurdun önünde olacak ve beraber kahvaltı edeceksiniz. Biraz kafan dağılmalı. Sonra dönersin yurda ve ne yapacağımıza karar veririz, tamam mı?

Kabul ettim. Marv'a sarılsam, yükün yarısı kalkardı üstümden. Biliyordum.

Çantamı alıp aşağı indim...

...

Victoria










20 Aralık 2011 Salı

5 - Jim and the Big Fail




Cumartesi akşamını Marv ile Kadıköy'de ufak bir barda geçirdik. Sürekli beni güldürüp ne kadar güzel olduğumu söylemekle görevlendirilmiş gibiydi her saniyemizde. Ertesi gün Kadıköy'de buluşup beraberce Kocaeli'ne gitmek üzere anlaştık beni vapura bindirmeden önce. Vedalaşırken yine dakikalarca sarıldı, birkaç saniye içerisinde sıkıldığım halde kırılmasın diye sesimi çıkarmıyordum bu kucaklaşmaların hiçbirinde.

Pazar sabahı duştan çıkıp yarısı mavi, yarısı siyah saçlarımı fönledim. Bütün vücudumu parfümlü kremlerle ovalayıp, en çekici iç çamaşırlarımı seçtim. Siyah bir elbise giyip makyajımı tamamladığımda karşıya geçmeye hazırdım. Hazırladığım çantamı alıp, kızlara tek tek sarıldım. İdareye inip evci formunu doldurup Kadıköy'e doğru yollandım. Marv'la beraber Haydarpaşa'ya gidip biletlerimizi aldık. Yolculuğumuza birkaç saatimiz vardı. Marv bir arkadaşının kafesine gitmeyi önerdi. Marv'ın ağzından adı düşmeyen bir arkadaşı vardı, sanki idolü gibiydi. Benden on beş yaş büyük, Carl adında bir adam. -Ki Carl, bir süre sonra hikayemizin önemli kahramanlarından biri olacağı için, bu adı tekrar duyacağınızı belirtmek isterim.- Carl'ın bir dönem beraber olduğu, şimdiyse aile gibi oldukları bir de kız vardı, Mandy. Mandy'nin sahip olduğu kafeye gitmeyi kabul ettim. Kafede bir şeyler içip biraz zaman geçirdikten sonra, Marv Mandy'den Carl'ın anahtarlarını aldı. Carl'ın evine gidip biraz da orada zaman geçirdik başbaşa. Ve yolculuk saati geldi.

Trene atlayıp Kocaeli yoluna düştük. Marv'ın her saniye bana gözünü ayırmadan hayran hayran bakması sıkıcılaşmaya başlamıştı. Uyumayı denedim.

Kocaeli'ne vardığımızda Jim beni beklemekteydi. Marv'a hızlıca sarılıp ertesi gün görüşmek üzere vedalaştım ve koşarak Jim'in yanına gittim. Marv için bunun ne kadar kırıcı olduğu çok da umurumda değildi. Şimdi düşününce bunun ne kadar ağır bir durum olduğunu anlayabiliyorum.

Jim güzel bir adamdı. Ancak onu hep arkadaşım gibi görmüştüm ve bir süredir içinde bulunduğumuz hale alışmak yanyanayken biraz zor geldi. Ama Jim çok da zorlanıyor gibi gözükmüyordu. Eve gidip biraz muhabbet ettik. Sonra bana bir sürprizi olduğunu söyleyerek elimden tutup odasına götürdü.

Şehrin ışıkları ve deniz ayağımızın altında gibiydi. Çift kişilik bir salıncak-koltuk manzaraya karşı çekilmiş, iki kadeh ve bir şişe kırmızı şarap önceden temin edilmişti. Güzel bir müzik açıp kadehleri doldurdu. Şarap eşliğinde muhabbete devam ettik yavaş yavaş sallanarak.

Bakireydim ve ilk deneyimimi aşkla yaşamak gibi bir arzum vardı. Ama sevişmekte bir sakınca görmüyordum. Cinsel arzu bastırmamız gereken bir şey değildi. Sadece bazı şeylerin ilki özel olmalıydı. Kafamdaki buydu. Her haltı yedikten sonra bakireyim demenin peşinde değildim. Bakire olmanın bir övünç kaynağı olmasını da hiçbir zaman anlamamışımdır. Bunu evlenene kadar sürdürmek gibi bir amacım olmasa da, aşık olana kadar bekleyecektim. Jim'e karşı ise aşkı bırak, hoşlanmaya yakın bir duygum bile yoktu. Sadece flört keyifliydi ve tatmin olmaya ihtiyacım vardı.

Birkaç kadeh sonra beklenen an geldi. Dudaklarıma doğru eğildi. Öpüşmeye başladığımızda hiçbir şey hissetmiyor oluşum şaşırtıcıydı. Bir süre sonra düzeleceğine kanaat getirip devam ettim. Yatağa geçtik. Ne beni soyuşu esnasında, ne dudakları vücudumda gezerken hiçbir şey hissetmedim. Tanrım, otobüs durağında sigara içerken bile daha fazla zevk alabilirdim o ana kıyasla. İçinde bulunduğum devasa hayal kırıklığı ve can sıkıntısı destansı boyutlardaydı. Birkaç dakika sonra dayanamadım. 



"Şey, bir saniye dursana. Sıkıştım. Lavaboyu kullanabilir miyim?"

"Iıı.. E tabi.. İleride solda..."

Çaktırmadan telefonumu elime alıp banyoya koştum. Kapıyı kapadığım gibi elim arama tuşundaydı.

"Marv, benim Victoria. Ufak bir sorunumuz var ve sen bana yardım edeceksin."



...

Victoria


15 Aralık 2011 Perşembe

1- Merhaba Marv



Kendimi bildim bileli hep grubun biraz dışında kalandım. Bunu "Ben eziktim, ben yalnızdım!" olarak algılamayın. Aksine, bazı şeylerim çok abartılı düzeydeydi, diğerlerine göre. Bu etrafımda çok insan olmasını engellemese de, bazı şeyleri sahte kılıyordu sadece. Saçımın renginden, özgürlüğümden ve istediğimi alma hakkımdan başka hiçbir şeyi önemsemeyen bir imajım vardı. İnsanların büyük bir kısmının benden nefret etmesini, duygusu nefret boyutunda olmayanların da en azından dedikodumu yapmasını sağlamaya yetiyordu bu.. Ancak bunun yanı sıra çok okuyan, başarılı, beyin sahibi ve enteresandır kullanmasını bilen biri olmam, sanırım biraz dengeliyordu. Tek sorun, erkekler konusunda asla ciddi olmayışımdı. Kimseye vurulmadım demiyorum. Ardından köpekler gibi ağladığım bir sürü delikanlı oldu, evet utanmıyorum, bildiğiniz köpekler gibi ağladım. Ancak bu hareketlerimi değiştirmiyordu. Sadakat kelimesinden bihaber, sadece kendi keyfinde, bencil kadının tekiydim aşk mevzularında. Ve asla değişmeyeceğime dair sonsuz bir inancım vardı, içten içe bazen endişelenmemi sağlasa da.

Yurda yerleştiğimde, unutmaya çalıştığım biri vardı. Yaşadığım şehirden kurtulduğuma memnundum ve tek arzum bir an önce yeni düzene alışabilmekti. Odada üç kızdık. Selin, Pelin ve ben. Selin sarışın, son derece içine kapanık görünen ama eğlenceli bir kızdı. Pelin ise tam anlamıyla tikky diye tabir ettiğimiz kızlardandı. Son derece güzel olmasına rağmen daha da güzel olmak için 999 ayrı ürün kullanan kızlardan. Bense o yaşımı ufak bir gothic bebek olarak geçiriyordum. Birbirimizden çok farklı görünmemize rağmen, yanyanayken çok eğleniyorduk. Eh, sürekli yanyana olmamız da işleri kolaylaştırıyordu diyebilirim.



İlk haftalar okul, dersler, İstanbul'daki eski arkadaşlarla buluşmalar, kızlarla sabahlamalar ve internet ile geçti. Alışması zor bir rutin değildi, zevkli olduğu bile söylenebilir. İnternette çokça zaman geçirdiğim bir yabancı forum vardı. Türklerin de aktif olduğu forumlardan. Sürekli geyik yapan kendince bir grup oluşturmuştuk forum içerisinde. Gün içinde gelen 888 adet iltifat - tanışma talebi tarzı mesajlar da sanırım egomu kuvvetlendiriyordu ve şikayetçi değildim. Tüm bunlar benim için oldukça keyifli zaman öldürme ritüelleriydi. Derken bir gün çok sıkıldığım bir ara, bir mesaj geldi. Bir tanışma çabası olduğu belliydi ama çok sevimli, komik bir dille yazılmış bir mesajdı. Aylak zamanımda olduğumdan olsa gerek, cevapladım. Derken muhabbet uzadı, uzadı, uzadı, uzadı. Msn'e taşındı, orada da devam etti. Sabahın ilk ışıklarında yatağa yollanırken okula birkaç saatlik uykuyla gideceğim için pişman değildim.

Adına Marv diyeceğim. Benden üç yaş büyüktü. Çok eğlenceli bir adamdı. Ayrı şehirlerdeydik ama aramızdaki mesafe 2-3 saat kadar kısa bir süreydi. Konuşmalarımız her günümüzün rutini haline geldi. Keyifli bir arkadaştı. Ve bana tutulmuştu, tüm kalbiyle.

Bense hala aynıydım. Aşkla meşkle bir alakası yoktu gözümde durumun. Zaten kalbimi yeni ezmişlerdi ve bana önem veren adamlara tutulmak gibi bir alışkanlığım hiçbir zaman olmamıştı. Sadece varlığı bana iyi geliyordu. O kadar.

Birkaç hafta sonra, İstanbul'a geleceğini söyledi. Görüşme planları yapıldı. Cumartesi günü yanımda olacağı için son derece heyecanlıydı. Cumartesi günü yanımda olacak olması, umurumda bile değildi. Uzağımdayken de gülüp eğleniyordum işte, ne önemi vardı ki?

Cumartesi sabahı telefonun sesine uyandım. Marv arıyordu. Gelmişti belli ki. Telefonu sessize alıp uyumaya devam ettim. Uyandığımda bir sürü cevapsız arama ve mesaj vardı. Hiçbirine cevap verme gereği duymadan kahvaltı edip kızlarla film izledim. Yapacak şeyler tükendiğinde - ki akşam çoktan olmuştu- Marv'ı aradım.

- Victoria?
- Selam! Uyumuşum çokça. Görmedim telefonu da sessizde kalmış. Naber bakalım?
- İyiyim, İstanbul'dayım..
- Tamam, bir saat sonra Taksim'de buluşalım.

Telefonu kapatıp duşa girdim. Gecikecek olmak umurumda değildi. Bekletmek, yapmamam gereken şeyler listemde bir numaralı madde olmamıştı hiçbir zaman.

Ve bekleyeceğine dair şüphem yoktu.




Victoria